3 Ağustos 2012 Cuma

Olimpiyatta Madalya Beklentisi Niye?

Her 4 yılda bir düzenlenen, yeryüzünde yapılan birçok spor dalını organizasyon denilince akla olimpiyatlar denir. Resmi kayıtlara göre ilk olarak olimpiyat oyunları 1896'da Atina'da gerçekleştirildi.  O günden bugüne kıtalar arası sporcuları bir araya getirdiği gibi dünya barışına sağladığı katkı ile Dünya'nın önde gelen ırkları ve farklı kitleler tarafından da ilgiyle takip edilmektedir. Olimpiyatın simgesi de 5 halkadan meydana geldiği üzre, bu beş halka Amerika, Afrika, Asya, Avrupa ve Avusturalya'yı sembolize etmektedir.Her ülkenin kendi iklimine, genetiğine ait ırksal özellikleri barındıran ata sporu olarak tabir edebileceğimiz dallarda boy gösteriyorlar. Örneğin eski adı Sovyetler Birliği olarak bilinen Rusya Artistik Cimnastik, Türkiye Grekoromen Güreş, Atletizmde Etiyopya gibi spor dallarını bu ülkeler domine etmektedir. Ancak son olimpiyat oyunlarında roller bir hayli değişti. Özellikle spor alanında yapılan yatırımlar madalya bazında başı çeken ülkelerin coğrafyasını değiştirdi. Geçmişteki oyunlarda madalya dağılımı en çok kuzey-orta-güney olarak dağılırdı. Bugün doğu blok ülkelerin olimpiyat adı altında yaptığı yatırımlarla madalya dağılımının yörüngesini yeniden belirlemişlerdir. Olimpiyat oyunlarına yapılan yatırım sadece spor alanı ve sporcu yetişmekle kalmıyor. Ülke olarak "bilinçlenmek" sanırım olimpiyattaki spor dalları için atılacak en büyük adımdır. Son yıllarda bunun en güzel örneğini bize İspanya sundu. Matadorlar, bugün iflasın eşiğinde olmasına rağmen ana spor dallarında başı çekiyor. Son dönemlerdeki olimpiyat oyunlarını Çinli sporcular silip süpürüyor. Hangi spor dalına baksam bir Çinli, üstelik her biri kafaya oynuyor. Şöyle düşünebilirsiniz adamlar zaten dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip her dalda başarıya ulaşıp toplamda en çok madalyayı ülkesine taşıması normal diyorsunuzdur. Benim ise septik düşünüyorum; Çin pekala metrekareye en fazla düşen insan sayısıdır, bu demek olmuyor ki doğuştan yetenekli sporculara sahipler. Peki olimpiyatta madalya beklentisi niye?  diye sordum kendi kendime bir türlü mantıklı bir gerekçe ile bağdaştıramadım. Kaç olimpiyattır kendimizi; bireysel olarak başarıdan başarıya götürüp, yarıştığı dallarda fenomen olmuş, şanlı bayrağımızı ilk sırada dalgalandırıp, İstiklal marşımızı seslendiren, Bulgar göçmeni vatandaşlarımız Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu ile avutmuşuz. Bir de ata sporumuz güreş; çok büyük beklentilere kapıldığımız yine bireysel marka da asrın sporcusu Hamza Yerlikaya var. Ülkemiz insanı, olimpiyatlarda diğer spor dallarında madalya umudumuzun bittiği anlarda hep bu efsanelerin rekorlarıyla kendimizi aldattık. Niye demiştik sorduk bilinçsizce, umarsızca kendi kendimize... Her olimpiyatta hep aynı konu gündeme geliyor. Türk sporcular olimpiyatta hem takım hem de bireysel branşlarda başarıyı yakalayamıyoruz. O halde ben de kamuoyuna soruyorum: olimpiyatlarda hangi sporcumuza gereken yatırımı yapıp onu yeteri kadar takip ettik, gündeme getirdik... 
Düşüncem şudur, yine bu kadar çok katılımlı sporcularımız ile bir başarı yakaladık. Neden mi? Olimpiyatta yarışacak sporcuların en önemli şartı "olimpik liyakat" olarak nitelendirilmektedir. Katılan tüm sporcularımız bu liyakata sahip olmaları bile bizim için gururdur, gelecekte var olacağımızın bir nedenidir, bir ışığıdır. İster devşirme, ister beyaz olsun başarı gelecekse, Türkiye adının geçtiği her daldaki her sporcu bizim evladımızdır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder